Bize Ulaşın
viachristushizmetleri@gmail.com

YÖNETİMLER VE BİZ

Romalılar 13:1-7 Rev. Kerem Koç, APK, 12 Eylül 2010

Claudius Caesar Augustus Germanicus, Roma’nın imparatoru olduğunda sadece 16 yaşındaydı. Babası zehirlenerek öldürülmüştü ve belki de bunun baş kahramanlarından biriydi Claudius, sonraları üvey kardeşini ve boşandığı eşini de öldürtmüştür. Zalim, acımasız ve belki de biraz dürüst olmak gerekirse kontrolden çıkmış bir liderdir. Onun yönetimi altında yaşamış kişiler gerçekten çok acı çekmişlerdir. Maalesef bugün de birçok ülke dikta sistemi ile yönetilmektedir. Daha bir iki ay önce Kuzey Kore dünya kupasında başarılı olamayınca takımın teknik direktörü inşaat, işçisi olarak çalıştırılmaya başlamıştı hatta ölüm cezası verilmesi düşünülmüştü. Şükretmek lazım ki ülkemiz demokratik bir sistemle yönetilmektedir. Evet, ülkemizin tarihinde 12 Eylül Türk tarihinde çok çalkantılı bir dönemi işaret ediyor hatta bugün yaşanan 12 Eylül referandumu birçok kişi tarafından stresli, sıkıntılı ve ülkenin geleceği için önemli bir dönüm noktası olduğu söylenmiştir. Fakat biz bugün yönetimlere, liderlere, başbakanlara bakmayacağız; biz bugün kendimize bakacağız, sorumluluklarımıza bakacağız.

Yönetimler Tanrı’dandır – Bağlı Ol

Genel olarak yönetimler 10 Emir’e yakın bir sisteme benzer kurulur; çünkü yüreklerde yazılı olan ahlaki yasa 10 Emir’de özetlenmiştir. Öldürme, yalancı tanıklık etme, çalma, başkalarının malına göz dikme vs. Elbette yürek kirli olduğu için her bir yasa, anayasamıza girmemiştir: Örneğin, Tanrı’dan başka bir şeye tapınma gibi. Oysaki bazı ülkelerin anayasası Tanrı’yı yüceltme maddesi ile başlar. Her ne yönden bakarsak bakalım, ülkedeki yönetimler Tanrı tarafından kurulmuştur (1). Yani Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı bulunduğu mevkiye getiren, her şeye egemen olan Tanrı’nın ta kendisidir. Romalılar 13. bölüm Tanrı sözüdür ve bizde bu söze karşı gelmeyiz. Tabi ki kendi politik görüşleriniz olabilir ve seçimlerde arzu ettiğiniz yönetime oy atabilirsiniz. Fakat son seçim Rab’bin isteği olacaktır. Hem Tanrı arzusu olduğu hem de vicdani anlamda suçlunun ceza almasını arzuladığımız için yönetimlere bağlı oluruz. Onun için ayetler “Eğer doğru yapmıyorsanız, o zaman korkun çünkü yanlış yapanlar yargılanacak.” Der Ahlaki anlamda doğru bir hayat sürüyorsan zaten korkulacak bir şey olmuyor ne Tanrı’nın gazabından ne de devletin yargılama sorumluluğundan… Devlet kılıcını boş yere taşımıyor, gerektiğinde en ağır cezayı vermesini de bilir. Fakat kişi yönetime bağlı hareket etmiyorsa o zaman tabi ki coplanır, tabi ki göz yaşartıcı bomba yer. Ha bu demek değil ki yöneticiler ya da onlara bağımlı olan kişiler hata yapmıyorlar, elbette ki yapıyorlar. Fakat hangimiz yapmıyoruz? Aramızda hiç yalan söylememiş olan suçlasın yalan söyleyenleri, aramızda ahlaksızca davranmamış olan ilk taşı atsın ahlaksız olana. Elbette ki hata yapar yöneticiler; ben de bu topluluğun yöneticisi olarak hatalar yapabilirim, ancak bizler otobüs şoförünü kırmızı ışıkta geçtiği için kovamayız. Önce şükretmeliyiz Tanrı’nın bize sağlamış olduğu yönetimden dolayı, sonra Tanrı’nın arzusu ve vicdanımızın yönlendirişi olduğu için yöneticilere saygı göstermesini öğrenmeliyiz, sonra kendimize bakmalıyız “Acaba ben bu ülkeyi yönetebilir miyim?” diye, eğer daha iyi bir yönetici olduğunu düşünüyorsak o zaman uygun gördüğümüz kişi için oy atmalıyız. Bunların arasında önderlerimizi suçlama, dedikodu yapma, arkalarından iş çevirme, küfretme, ahlaksız konuşma, kin, öfke görüyor musunuz? Hayır, bizler herkesi sevmeliyiz, yönetimimize bağlı olmalı ve saygı duymalıyız. Elbette ki burada bir nüans var, bizim öncelikle bağlanmamız gereken Tanrı’nın sözüdür. Tanrı’nın yazılı sözleri – Rab’den aldığımızı düşündüğümüz rüyalar, duyumlar ya da politik fikirler değil-, herhangi bir yönetimin yasasının üzerindedir. Yani bir Hristiyan’ı bağlayan ilk şey Tanrı’nın sözleridir, bunun için eğer herhangi bir yasa Tanrı’nın yasasına karşı geliyorsa o zaman bu yasayı ölüm pahasına da olsa kabul etmemeliyiz. Tabi bundan bahsederken “İşte yeni referandumda şu madde var” falan diyebilirsiniz. Hayır bahsettiğim şey ahlaki yasadır. Eğer yaşadığın ülkenin yasası sana dini anlamda özgürlük tanımıyorsa o zaman ilahiyatsal olarak inandığın şeyi yapmakta özgürsün. Örnek verelim; eğer yasa kiliseye gitmene izin vermiyorsa, yasa kutsal kitap okumana izin vermiyorsa işte o zaman bu yasaya karşı gelmekte özgürsün, ceza dahi alsan Tanrı sözü her şeyin önünde gelir. (2) 12 Eylül sonuçları ne olursa olsun bizim görevimiz yeni ya da eski anayasayı, Tanrı’nın yasası olarak kabul edip, buna uygun bir hayat sürmektir. Kime ya da hangi yönetime, ne hakkı verilmesi gerekiyorsa onu vermeliyiz: Saygıysa saygı, vergiyse vergi…

Claudius Caesar Augustus Germanicus’un zulmettiği kişiler en çok da kimlerdi biliyor musunuz? Hristiyanlardı. Claudius Caesar Augustus Germanicus’u bizler aslında başka bir isimle tanıyoruz. Neron… Neron’un zulümleri hakkında yazmış olan Tacitus, Roma’nın yakılmasından dolayı suçlanan Hristiyanlar hakkında şöyle yazmıştır:

“Hristiyan olduklarını itiraf edenler önce tutuklandı. Sonra, onlardan edinilen bilgilerle yüzlercesi yangın çıkartmaktan çok antisosyal inançları yüzünden suçlandılar. Ölümleri herkesin alay konusu oldu. Vahşi hayvan postlarına sarılıp köpekler tarafından parçalanarak öldürüldüler, çarmıha gerildiler veya yakıldılar. Öyle ki, karanlık çöktüğünde gecenin içinde meşale gibi parlıyorlardı. Neron bu dehşet verici olay içinde kendi bahçelerini açtı ve arenada bir gösteri düzenleyerek bazen halkın arasına karıştı, bazen de bir sürücü gibi giyinerek savaş arabasının üzerinde durdu. Sonunda, Hristiyan olmakla suçlanmalarına rağmen halk onlara acımaya başladı. Çünkü onların; halkın iyiliği için değil, bir adamın deliliğini tatmin etmek için katledildiklerini fark etmişlerdi.”

-Tacitus, Yıllıklar, 15.44

Kardeşlerim, Pavlus okuduğumuz bu ayetleri Roma’daki Hristiyan Kilisesine yazdığında, Neron ülkenin imparatoruydu. Pavlus, “Yönetimlere bağlı olun, çünkü yönetimler Tanrı’dandır.” dediği zaman, dünyanın Hristiyanlara karşı en acımasız, en gaddar, en rezil adamının yönetimi altında yaşıyorlardı.

Bugün buradan iki mesaj çıkartmalıyız: Birincisi; her ne durumda ya da politik görüşte olursak olalım, Tanrı sözünü yaşamamıza karşı duran, bizi günaha yönlendiren bir yönetim ya da kanun gelmedikçe yönetime saygı duymalıyız ve elimizden gelenin en iyisini yaparak yaşadığımız düzene uyumlu bir yaşam sürelim.

İkincisi; isyankar değil, ama şükreden bir topluluk olalım. 20 yıl önce Hristiyanlar çok daha zor bir durumda yaşıyorlar ve inançlarını sürdürüyorlardı bu topraklarda. Artık bizler de Mesih’e benzer olarak; Sezar’ın hakkını Sezar’a, valinin hakkını valiye, başbakanın hakkını başbakana verelim. Yaşadığımız ülkenin bereketlerini unutmadan şükredelim.

Kilisemiz; Kutsal Kitap ve Mesih merkezli bir sistemi kabul eder, aynı şekilde inanç açıklamalarımızda bunu anlatır. Her konuda her liderle hemfikir olmayabilirsiniz; fakat gerçek bir inanlı gibi yaşamak istiyorsanız, o zaman Tanrı sözüne bağlı yaşamalısınız, bunun için devlet düzenine uyumlu bir hayat sürmelisiniz.