Bize Ulaşın
viachristushizmetleri@gmail.com

KARŞI KONULMAZ LÜTUF

“Karşı konulmaz lütuf” ne kadar ağır bir söz değil mi? Çünkü “Karşı konulmaz lütuf” denince aklımıza bir zorlama gelmektedir ve bu zorlamaya asla ama asla karşı konulamayacağını anlamaktayız.

Peki bu karşı konulmaz lütuf nedir? “Karşı konulmaz lütuf” sözcüğünü biz nerede ve niçin kullanmaktayız? Bu sözcüğü kullandığımız yer Kalvinizmin 5 öğretişinden 4’üncüsüdür.

  1. Tamamen Bozulmuşluk / Mutlak Ahlaksızlık
  2. Şartsız Seçim / Koşulsuz Seçim
  3. Kısıtlı Kefaret / Sınırlı Ödenmiş Bedel
  4. Karşı Konulmaz Lütuf
  5. Kutsalların Dayanması / Azizlerin Sabrı

Bu öğretiş şunu öğretmektedir:

Karşı konulmaz lütuf, Tanrı’nın arzularını gerçekleştirdiği bir lütuftur. Bu lütuf “Yeniden Doğma Lütfu”dur ve bu lütfu alan bir kişinin imana gelmemesi mümkün değildir. Mümkün değil derken Tanrı bunu zorla yaptırdığı için değil, Tanrı’nın yüreğimize koyduğu Mesih arzusu bizi Mesih’e çektiği için bu isim verilmiştir. Ve biz bu öğretişi öğrenmek için bu lütfun neden gerekli olduğuna bakarak başlamak istiyoruz.

Öncelikle burada “lütuf” karşımıza yeni bir isimle ve gerçek manası ile çıkıyor: “Yeniden Doğma Lütuf’u”. Bu lütuf, Kutsal Kitap öğretilene göre Tanrı’nın egemenliğine girebilmek için insanın yeniden doğması gerekmektedir.

Yuhanna 3:3-6; İsa ona şu karşılığı verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliğini göremez. ” Nikodim, “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi? ” diye sordu. İsa şöyle cevap verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliğine giremez. Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur.

Tanrının bu lütfu da bize verdiği yeni bir yürekle yeniden doğmamızı sağlamaktadır.

Hezekiel 36:26 Sizi Uluslar arasından alacak bütün ülkelerden toplayıp ülkenize geri getireceğim. Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım. Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Evet Tanrı günah batağına düşmüş olan İsrail halkını nasıl temizlediğini okumaktayız.

Tanrı taştan yüreği çıkaracağım derken aslında içimizdeki bildiğimiz yüreklerin taştan olduğunu söylemiyor, günah karşısında taşlaşmış olan günaha meyilli yüreğimizi değiştirdiğini söylemektedir. Ve Tanrı’ya gerçek tapınma sadece yürekten olabilir, yürek gerçekten çok önemlidir. Öyle ki Kutsal Kitap’ta yürek kelimesi tam 220 defa geçmektedir ve bunların bir çoğuda yürekten yapılan iman, ibadet, asilik, isyankârlık, söz dinlememezliklerin sebebinin vücudun diğer uzuvları değil de yürek olduğundan bahsetmektedir.

Ben ilk iman ettiğim sıralarda sohbet ettiğim Müslümanlarla günah konusu açıldığında ilk günahın Âdem ve Havva’nın yasak meyvesi yemesi olduğunu karşılıklı anlatırdık ve bu konuda hemfikirdik çünkü benim ve diğer insanların inandığı günah, yasak olan bir şeyi yapmakla gerçekleştirilmektedir. Örnek vermek gerekirse; hırsızlık yapmak, zina yapmak, insan öldürmek günahtır ama ilk günahın bu olmadığına dair sonra bir teolog kilisemizde Rab’bin sofrası hakkında vaaz verirken günah hakkında söylediği sözler benim yanlış bilgimi düzeltmeme sebep oldu. Evet, ilk eylem günah “Yasak Meyve”nin yenmesidir. Çünkü Tanrı “Yemeyeceksiniz.” demiştir, ama ondan önce günah yüreklerde oluşmuştur. Kısaca o günaha bakarsak Yaratılış 3:1-6 RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu. Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı, “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.” Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi, “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi. Kocası da yedi.

Evet Havva’yı görüyoruz burada ve Havva daha meyveye elini atmadan önce günaha düştü: Önce Tanrı’yı yalancı yerine koydu şeytana inanarak çünkü; Tanrı “Yemeyin, ölürsünüz.” dedi ama şeytan ona “Hayır, ye bir şey olmaz.” Dedi. Sonra Havva “Kıskançlık” günahı işledi. Yani Tanrı gibi olmak (“gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız”) istedi. Peki burada günahı gerçekleştiren ne idi? Havva ve Âdem’in elleri mi, ayakları mı? Hayır, günahı ilk gerçekleştiren ve hatta tüm vücudu günaha sürükleyen yürekti. Evet, gördüğümüz gibi günahın ilk doğduğu yer yürektir. Her şeyden önce de yüreğini koru, Çünkü yaşam ondan kaynaklanır. Özdeyişler 4:23. Yukarıda günahın ne olduğunu tam bilmediğim sıralarda günahı tanımlamak için kullandığım kelimelere bakarsak hırsızlık yapmak günahtır ama hırsızlık yapmayı yürekten düşünüp planlamak da günahtır. Zina yapmak günahtır ama zina yapmayı düşünmekte günahtır. Rab İsa’nın bu konuda çok güzel bir Kutsal Söz’ü vardır: Matta 5:27-29 “ ‘Zina etme’ denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir.” Matta 15:19 “Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, cinsel ahlaksızlık, hırsızlık, yalan tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır.” Matta 15:18 “Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur.”

Evet bu ayetlere baktığımızda bu kötü olayları, bu günahları arzulayan uzuvlarım ellerim, ayaklarım, kulaklarım, gözlerim, ağızım değildir; bu günaha meyil duyan benim yüreğimdir. Ayrıca Tanrı Kutsal Kitap’ta bizlere yürekten iman etmek ve etmemek hakkında birçok örnekler vermiştir. Çölde Sayım 32:10-11 “O gün RAB öfkelenerek şöyle ant içti: ‘Madem bütün yürekleriyle ardımca yürümediler, Mısır’dan çıkanlardan yirmi ve daha yukarı yaştakilerin hiçbiri İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a ant içerek söz verdiğim ülkeyi görmeyecek.’ ” Çölde Sayım 32:12 “Kenaz soyundan Yefunne oğlu Kalev’le Nun oğlu Yeşu’dan başkası orayı görmeyecek. Çünkü onlar bütün yürekleriyle ardımca yürüdüler.’ ” İşte Tanrı bunun için bizlere seçilmişlerine Hezekiel peygambere söylediği gibi yeni bir yürek verdi. Bu yeni yürekte Mesih’i arzulamamızı sağladı. Ama bu yürekte asla günaha bir eğilim günahı istememe gibi bir durum yoktur yani Tanrı bu bize verdiği yürekte bazı olumsuz yönleri çıkartmamıştır. Çünkü o zaman Tanrı insanların özgür iradesine karışmış olur. Bu konuyu az sonra işleyeceğiz.

Peki Tanrı’nın bize verdiği bu yürek bize ne sağlayacaktı? Zaten doğduğumuzdan beri yaşamamız için gerekli olan bir yüreğimiz yok mu? O yürekle neden bizi kurtarmadı? Evet bizim bir ciğere, bir mideye sahip olduğumuz gibi anatomimizde bir de yüreğe sahibizdir ama bu yürek doğal benlikte insanlar olduğumuz için günaha meyilli bir yürektir, Âdem ve Havva örneğinde olduğu gibi ve ayrıca Tanrı İsrail oğulları ile bir antlaşma yapmıştı ve İsrailliler bu antlaşmaya yüreklerindeki bozulmuşluk yüzünden sadık kalmadı ve Tanrı o zaman bize yürekten çözdü. İbraniler 8:9 “Bu, atalarını Mısır diyarından çıkarmak için onların elinden tuttuğum gün kendileriyle yaptığım antlaşma gibi olmayacak. Çünkü onlar antlaşmama bağlı kalmadılar, ben de onlardan yüz çevirdim’ diyor Rab.”

İbraniler 8:10 “’O günlerden sonra’ diyor Rab, İsrail halkıyla yapacağım antlaşma şudur: yasalarımı onların zihnine işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.”

Tanrı bize yeni yüreği verdiğinde bu yüreğe bir arzu koydu. Bu arzu, Mesih’i seçme arzusuydu yani Tanrı’nın bizim için kurtuluşumuzu sağlamak için uğrumuza feda ettiği, kurban ettiği Mesih’i seçme arzusunu verdi.

Peki Tanrı bunu yapmakla bizim özgür irademize müdahale etmiş olmuyor mu? Eğer müdahale varsa Kutsal Kitap birbiri ile çelişiyor olacaktır ve Tanrı beni, Mesih’i seçmem için bana baskı yapıyor bana tek yol olarak onu işaret ediyorsa benim aklımı fikrimi kendisi yönlendiriyorsa bu müdahale etmek olur o zamanda Kutsal Kitap’la çelişki olur. Çünkü yine Kutsal Kitap’tan öğrendiğimize göre insanların özgürlüğü ve özgür iradesi vardır ve bu özgür iradeye müdahale olmadığını öğrenmekteyiz.

1.Korintliler 9:19 “Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. 1.Korintliler 10:29 Senin değil, diğer adamın vicdanının huzuru için demek istiyorum. Benim özgürlüğümü neden başkasının vicdanı yargılasın?”, Galatyalılar 2:4 “Ne var ki, İsa Mesih’te sahip olduğumuz özgürlüğü el altından öğrenmek ve böylece bizi köleleştirmek için gizlice aramıza sızan sahte kardeşler vardı.”, 1.Petrus 2:16 “Özgür insanlar olarak yaşayın; ama özgürlüğünüzü kötülük yapmak için bahane etmeyin.”

Evet işte “Karşı Konulmaz Lütuf”un en basit ve en zor anlaşılır yerindeyiz. Tanrı hem biz seçilmişlere hem yeni bir yürek veriyor, bizleri Mesih’te önceden belirliyor hem de özgür irademize karışmayıp özgür olduğumuzu söylüyor.

Ben televizyonda veya teypte sevdiğim güzel parçalar çıktığında genellikle sesim güzel olmasa da ben de söylerim sanatçılarla birlikte, hele bir de yalnızsam ve kötü sesimi duyacak hiçbir insan yoksa daha da yüksek sesle söylerim çünkü o anda kendimi çok mutlu hissederim. O anda içinde bulunduğum ortam beni kendiliğinden bu şarkıları mırıldanmama yöneltir yoksa ben özellikle “televizyonda kanalları değiştireyim de” veya “teypte falanca sanatçının falanca şarkısını çalayım da ben de onunla birlikte o şarkıyı söyleyeyim” diye aramam. O anki duyduğum o müzik beni yöneltir o şarkıyı söylemeye, ama ben o şarkıyı bir cenazeye gittiğimde söylemem. Belki cenazeyi mezarlığa götürürken arabalarla yanımızda kırmızı ışıkta bir araba durup radyosunda o benim sevdiğim sanatçının sevdiğim parçasını duysam bile söyleyemem o şarkıyı çünkü o andaki ruh halim o kadar üzüntülüdür ki bunu söyleyemem, veya bazen otobüsle uzun yolculuk yaptığımda -yaklaşık 14-18 saat arasında bir yolculuktur bu- ben o gün mutlu isem ve insanlarla konuşmak istersem bileti aldığım firmaya “Lütfen yolculuk edeceğim koltuk numarasını önlerden veriniz.” derim çünkü o gün hem doğayı izlemek, Tanrı’nın neler yarattığını, bizlere neler sunduğunu görmek ve önde olduğum için genelde önler hep dolu olur yanımdaki insanlarla sohbet etmek isterim. Ama o günkü yüreğim çok sıkılgansa ve kimseyle konuşmak istemiyorsam da arka sıralardan bana koltuk vermelerini isterim çünkü arka koltuklarda tek başıma oturayım, kitabımı okuyup muavinin sadece belli sürelerde “Çay mı içersiniz?” , “Kahve mi içersiniz?” sorusuna cevap vereyim isterim.

Anlattığım bu iki olayda da o anki yüreğim beni ne yapmaya yöneltirse o anki yüreğimin eğilimi, isteği ne ise ben onu yaparım yani beni zorlayan yoktur ve ben seçimi kendi özgür irademle yaparım. İşte Tanrı’nın da bizlere “Karşı Konulmaz Lütuf” adı altında verdiği yeni yürek ve Mesih arzusu da böyledir. Tanrı’nın vermiş olduğu bu yürek bu arzu o kadar cezbedicidir ki kendi özgür irademizle bizler Mesih’i seçeriz, “Mesih’i seçmeyi” seçeriz. Tanrı özgür irademize müdahale olmadan gerçekleşir bu olay. Yani Tanrı sadece bize ekstradan bir arzu veriyor; bizlere özgür irademiz dokunmadan, müdahale etmeden ve bize verdiği bu arzu o kadar güçlü ki mutlaka Mesih’i seçeceğizdir çünkü bu arzuyu veren Tanrı’dır, her şeye gücü yeten ve kralların Kralı’dır. Bu konuda bu kadar kesin bilgiye sahip olmamızın sebebi Rab’bin kendi sözlerdir. “Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni ben asla kovmam.” (Yuhanna 6:37). Gördüğümüz gibi İsa Mesih her şeyi bilen Rab kesinlikle “hepsi bana gelecek” demiştir, yani burada Rab kesin bir hüküm koymuştur.

Bu konu oldukça tartışmalı bir konudur, tartışmalı bir konu olması yukarıda yazdıklarımızın doğru olup olmadığı hakkında değil yalnızca seçilmişlerin İsa’ya gelmeleri hakkındadır, yani karşı konulmaz lütfu alanların Mesih’e gelmeleri hakkındadır. Kutsal Kitap’ta bazı ayetler vardır ki yüzeysel bakıldığında diğer Hristiyan kardeşlerimizin tezlerini doğrular gibi görünmektedir. Örnek vermek gerekirse Yuhanna 3:16’dır: “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.”. Evet, bu ayete dışarıdan bakan bir insan “Herkes iman edip kurtulabilir.” diye bilir. Peki bu gerçekten mümkün olabilirimi? Karşı Konulmaz Lütfa ihtiyaç duymadan bir insan Mesih’i seçip kurtulabilir mi? Benim buradaki görüşüm şöyle: Mesih’e iman eden herkes kurtulur çünkü Mesih’in çarmıhta akıttığı kutsal kanı sadece seçilmiş insanların günahını kaldırabilecek kadar yeterli değildir, O’nun kanı tüm insanlığın günahını kaldırabilecek kadar kutsal ve sınırsızdır ama Mesih, sadece karşılıksız lütfu almış olanlar seçer. Çünkü düşmüş insan benliktedir. Benlikteki bir insan Tanrı’yı hoşnut edecek hiçbir şey yapamaz. Pavlus’un belirttiği gibi, “Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrı’ya düşmandır; Tanrı’nın Yasasına boyun eğmez, eğemez de… Benliğin denetiminde olanlar Tanrı’yı hoşnut edemezler” (Romalılar 8:7, 8). Peki bu benlikteki insanlar kimlerdir ki bunlar Tanrı’nın yasasına boyun eğmez / eğmek istemez ve Tanrı’yı hoşnut edemezler? Evet, bu sorunun cevabını da Elçi Pavlus, bizleri çok bekletmeden vermektedir: “Ne var ki, Tanrı’nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, siz benliğin değil, Ruh’un denetimindesiniz. Ama bir kişide Mesih’in Ruhu yoksa, o kişi Mesih’in değildir” (Romalılar 8:9). Elçi Pavlus ne güzel de söylemiş, tüm soru işaretlerini silmiş atmış. Elçi Pavlus; “sizde Tanrı’nın Ruhu varsa siz artık benliğin değilsiniz, yani siz artık 7. ve 8. ayette söylediğim Tanrı’nın düşmanısınız, siz Tanrı’ya boyun eğemezsiniz ve siz Tanrı’yı hoşnut edemezsiniz, sözümden kurtuldunuz. Ama eğer sizde Tanrı’nın Ruhu yoksa siz asla Mesih’i seçemezsiniz” demiştir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Tanrı’nın Ruhu’nu alabilmek için yeniden doğmak gerekir, yeni bir yürek almamız gerekir ve yeni yürekteki Mesih’i seçme arzusuna sahip olmak gerekir. Eğer bu yeni yürek ve içindeki Mesih arzusu yoksa hiçbir insan kendi yüreğindeki arzu ve isteklerine karşı çıkıp (Benlikteki yüreklerimiz her zaman günaha meyilli olup Mesih’i seçmek için bir istek bulunmamaktadır) Mesih’i seçmez / seçemez. “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliğini göremez” (Yuhanna 3:3).

Bu konu yukarıda bahsettiğim gibi müjdeci Hıristiyanlarla boş tartışmalar yaşandığı gibi yaşadığımız ülkenin %98’inin Müslüman olduğunu düşünürsek daha fazla tartışmalar yaşanabileceği kaçınılmazdır. Örneğin bazen birebir veya “Chat” yaparken müjdeyi paylaşmak istediğimiz insanlar için “Seçilmişlik” hakkında Hıristiyanlığı ve her şeye gücü yeten adil Tanrı’yı çok ağır suçlamalarla itham etmektedirler ve şu soruları sıralamaktadırlar: “Bize hem ‘Allah sevgi doludur’ diyorsunuz, ‘Allah hiçbirimizin mahvolmasını istemiyor’ diyorsunuz, sonra da yalnızca seçilmişlerin kurtulacağını söylüyorsunuz. O zaman Allah çok gaddar ve adaletsiz bir Allah olmuyor mu?”. Bu gibi durumlarda hemen onlara “Sizlere, `Baba’nın bana yöneltmediği hiç kimse bana gelemez dememin nedeni budur” (Yuhanna 6:65). “Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez” (Yuhanna 6:44) gibi ayetleri sıralayabiliriz ve pek yanlış da sayılmaz ama bu onları ikna edemeyecektir çünkü o insanlar Hristiyanlığı bilmiyorlar, bunun için kendilerinin anlayabileceği bir biçimde anlatmak daha doğru olur sanırım. Önce kendilerine “Tanrı kimdir?” demek gerekli, büyük ihtimalle alacağımız cevap şu olacaktır: “Tanrı her şeyi yaratan her şeye gücü yetendir.”. 2. sorumuz “Peki senin inandığın Tanrı adaletli midir, adaletsiz midir?”. Bu sorunun cevabı da “Kesinlikle adaletlidir. O ne biçim soru! Bizim inandığımız Allah adaletli olduğu için biz seninle tartışıyoruz çünkü Hristiyanların inandığı Tanrı adaletsiz görünüyor. Baksana bazısını cennete götürmek istiyor bazısını da cehenneme götürüyor.” diyeceklerdir. Ve biz, aradığımız cevabı zaten bulmuş olduk çünkü bu insanlar görmek istedikleri gibi Tanrı’yı görüyorlar ve Tanrı’nın emirlerinin bazısını kabul edip bazısını ise kabul etmemektedirler. Tanrı’nın inançlarına uymasını istiyorlar, inançlarının Tanrı’ya uymasını değil. Çünkü Tanrı ne demiştir: Günahın cezası ölümdür Yaratılış 3:3 “Ama Tanrı, `Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz  dedi. ” Burada Tanrı bir emir veriyor “Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, bu emire uymak gerekli. Bu emire, Tanrı’nın isteğine uymayan günah işlemiş olacaktır çünkü herkes bilir ki Tanrı’nın isteğine uymamak günahtı. Peki adil hâkim olan Tanrı bu günah suçuna karşılık ne cezayı uygun görmüştür: “Ölürsünüz”. Buraya kadar tartıştığımız kişi ile aramızda hiçbir sorun çıkacağını zannetmiyorum ve konuya insanların doğuştan beri günahlı olduklarını, günaha meyilli olduklarını yine Kutsal Kitap’tan öğrendiğimizi biliyoruz. Ne diyor Elçi Pavlus mektubunda:

Doğru olan kimse yok, bir kişi bile yoktur. Anlayan kimse yok, Tanrı’yı arayan kimse yok. Hepsi yoldan saptılar, birlikte yararsız oldular. İyilik eden yok, bir kişi bile yoktur.

-Romalılar 3:10-12

Elçi Pavlus burada net bir şekilde insanların asla doğru olmayacağını, Tanrı’nın istediği bir şekilde doğru olamayacağını belirtmiştir ve İncil’in Luka bölümünde de şöyle denilmektedir. “İyi olan tek biri var, o da Tanrı’dır” (Luka 18:19). Gayet açıkça görülüyor ki hiçbir insan Tanrı’nın istediği gibi günahsız olamaz. Peki az önce Tanrı ne dedi bizlere? “Günahın cezası ölümdür.” demedi mi? Buna göre Tanrı seçmediği insanları günahlarından dolayı Adil Yargıç olarak yargılayıp günahlarının cezasını verirse Tanrı adaletsiz mi olur? Bence hayır; aksine Tanrı bu günahın karşılığı olan ölüm cezasını vermezse sadece adaletsiz olmaz, ayrıca bir de yalancı olur. Seçilmişlerinde hepsinin günah işlediğini, günah işleyeceğini biliyoruz ama Tanrı onların yüreğine koyduğu Mesih arzusu ile onları Mesih’e yöneltecektir, Mesih’e iman edeceklerdir, Mesih’in Çarmıhta akıttığı kanı sayesinde kurtulacaktır. Bu da seçmiş olduğu kişilere verdiği lütufla olacaktır. Peki Tanrı’nın herkese lütuf vermek, herkesi seçmek zorunda olduğunu söyleyebilecek kimse var mı? Bence yok. Eğer Tanrı’nın öyle bir borcu, bir mecburiyeti varsa ilk söylediğimiz “Tanrı her şeyi yaratan her şeye gücü yetendir” sözü geçersiz olmuş olur. Tanrı; seçtiği insanlara merhamet göstermiş, onlara “Karşı Konulmaz Lütfu”nu sunmuştur. Tanrı diğer insanlara da adaletini sunmuştur.