Bize Ulaşın
viachristushizmetleri@gmail.com

BOŞUNA YAKILMIŞ ATEŞ

Sahte Tapınma, Aralık 13, 2020, Kerem Koç

Okuma: Malaki 1:6-14

Her Şeye Egemen RAB, adını küçümseyen siz kâhinlere, “Oğul babasına, kul efendisine saygı gösterir” diyor, “Eğer ben babaysam, hani bana saygınız? Eğer efendiysem, hani benden korkunuz? “Oysa siz, ‘Adını nasıl küçümsedik?’ diye soruyorsunuz. “Hem sunağıma murdar yiyecek getiriyor, hem de, ‘Yiyeceği nasıl murdar ettik?’ diye soruyorsunuz. “ ‘RAB’bin sofrası küçümsenir’ demenizle. Kör hayvan kurban etmek kötü değil mi? Topal ya da hasta hayvan kurban etmek kötü değil mi? Böyle bir hayvanı kendi valine sun bakalım! Senden hoşnut kalır mı, ya da seni kabul eder mi?” Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. “Şimdi bize lütfetmesi için Tanrı’ya yalvarın. Siz böyle sunular sunarken hiç sizi kabul eder mi?” Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. “Ne olurdu, sunağımda boşuna ateş yakmayasınız diye aranızda tapınağın kapılarını kapatan biri olsaydı! Ben sizden hoşnut değilim” diyor Her Şeye Egemen RAB, “Getireceğiniz sunuları da kabul etmeyeceğim. Doğudan batıya kadar uluslar arasında adım büyük olacak! Her yerde adıma buhur yakılacak, temiz sunular sunulacak. Çünkü uluslar arasında adım büyük olacak!” diyor Her Şeye Egemen RAB. “ ‘Rab’bin sofrası murdardır, yemeği de küçümsenir’ diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz. Üstelik, ‘Ne yorucu!’ diyerek bana burun kıvırıyorsunuz.” Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. “Kurban olarak çalıntıyı, topalı, hastayı getirdiğinizde, elinizden kabul mu edeyim?” diye soruyor RAB. “Sürüsünden adadığı erkek hayvan yerine Rab’be kusurlu hayvan kurban eden aldatıcıya lanet olsun! Çünkü ben büyük bir kralım” diyor Her Şeye Egemen RAB, “Ve uluslar adımdan korku duyacak.”

Malaki 1:6-14

Tanrı’nın kendi halkını seçtiğinde onlara bir yaşam amacı verir. Bu halkın temel amaçlarından bir tanesi Rab’be tapınmak, O’nu yüceltmektir ve şüphesiz ki iyi meyveler vermektir. Tanrı’nın bu beklentisi kolayca yanlış anlaşılabilir bir durumdur. Ancak bunun Tanrı tarafından bencilce bir istek değil, O’nun ilahi sevgisine işaret eden bir plan olduğunu unutmamalıyız. Tanrı’nın yüceliğini bilen inanlı, imanından gelen sevinçle Rab’bi yüceltme ve iyi meyveler verme isteği ile dolar. Tanrı’da değişmiş bir yürek bunu yapmalıdır. Okuduğumuz bu okuduğumuz pasajda ise Tanrı’nın kahinleri, yani Eski Antlaşma’da halka aracılık eden önemli Tanrı adamları, yapmaları gereken tapınmayı, yüceltmeyi ve iyi işleri yapmadıklarını görüyoruz. Bugün onların yaptıkları bu boş, sahte tapınmaya bakacağız ve kişisel olarak ne alabileceğimizi değerlendireceğiz. Ancak burada ‘tapınma’ kelimesini kullanırken ne demek istediğimize dikkat edelim. Şüphesiz ki yaşamımızın doğal temasının her anlamda bir tapınma gibi olması gerektiğini söylemek istemiyorum. Bugün tapınmadan bahsederken, bir Hristiyan olarak kişisel ve kilisesel aktif ibadeti kastedeceğim.

Peki tapınma nedir? “Kendimizi, layık olduğunu düşündüğünüz bir şeye, kişiye ya da yüce bir varlığa, O’nu hoşnut eder bir şekilde Kurbansal bir adanma ve özveri ile sunmak, O’nu yüceltmektir.”

Tanrı okuduğumuz bu bölümde gerekli olan saygının, tapınmanın, yüceliğin, O’na hak ettiği gibi verilmediğine işaret eder. Kahinlerin tavırlarından hoşnut değildir.

Saygısızlık ve Küçümseme

Her Şeye Egemen RAB, adını küçümseyen siz kâhinlere, “Oğul babasına, kul efendisine saygı gösterir” diyor, “Eğer ben babaysam, hani bana saygınız? Eğer efendiysem, hani benden korkunuz? “Oysa siz, ‘Adını nasıl küçümsedik?’ diye soruyorsunuz. “Hem sunağıma murdar yiyecek getiriyor, hem de, ‘Yiyeceği nasıl murdar ettik?’ diye soruyorsunuz.

Malaki 1:6-7

Tanrı kahinlerine, saygısız davrandıklarını ve kendi adını küçümsediklerini söylüyor. ‘Oğul babaya, kul efendisine saygı gösterir’, diye açıklıyor. Kutsal Kitap’ta Tanrı bizleri gerçekten de yaşamlarımızda, üzerimizdeki otoritelere (babamıza, patronumuza, öğretmenimize) saygı göstermeye çağırır. Dünyasal otoritelere dahi saygı göstermeleri gereken kahinler, Tanrı’nın kendisine saygı göstermekten uzaktırlar. Tanrı’yı yeren, küçümseyen bir tavırdadırlar.

Fakat işin belki de en utanç verici kısmı bu kahinlerin yaptıkları yanlışın ciddiyetinin bile farkında olmamaları ile ilgilidir. Tanrı’yı küçükseyen, hor gören, saygısız bir tavırları var fakat yürekleri Rab’bin sözünden öylesine uzak ki yaptıkları tavırlar dahi onların gururlu yüreklerini ele veriyor. Biz ne yaptık da ‘adını nasıl küçümsedik’ diyorlar… Tanrı’nın aralarında olacaklarını söylediği tapınakta uygunsuz bir şekilde halka kurban sunarak, halka yanlış ve kirli bir şekilde öncülük ediyorlar. Özellikle hassas davranmaları gereken Tanrı’nın sunağına kirli, murdar yiyecek götürüyorlar.

Murdar Kurban

Yapmış oldukları bu saygısızlık, şüphesiz ki Tanrı’yı aşağılayıcı, küçümseyici bir davranıştır. Çünkü Tanrı kendisine sunulan kurbanların, en kutsal ve özverili şekilde sunulmasını beklemektedir. Hayvanların seçimi bunun için çok önemlidir. Çünkü Rab’bin sözü ‘Kör, sakat, yaralı, yarası irinli, kabuklu ya da uyuz bir hayvanı RAB’be sunmayacaksınız.’ (Levililer 22:22) diyor. Bunun amacı şüphesiz ki kişinin yüreğini resmeden türdendir. Özen gösterilmeden seçilen hasta, kusurlu bir hayvan özveri ile yapılmış bir yüreği işaret etmemektedir. Ayetler bunu sadece ima etmemektedir ancak kahinlerin tavrından zaten yüreklerinin durumunu bizlere göstermektedir.

Hem sunağıma murdar yiyecek getiriyor, hem de, ‘Yiyeceği nasıl murdar ettik?’ diye soruyorsunuz. “ ‘RAB’bin sofrası küçümsenir’ demenizle. 8 Kör hayvan kurban etmek kötü değil mi? Topal ya da hasta hayvan kurban etmek kötü değil mi? Böyle bir hayvanı kendi valine sun bakalım! Senden hoşnut kalır mı, ya da seni kabul eder mi?”

Tanrı ilk ayetlerde vermiş olduğu otoritelere olan tutumlarıyla ilgili kahinlere bir anımsatma daha yapar. Böylesine murdar bir hayvanın bir valiye dahi sunulamayacağını hatırlatır. Fakat onların umurunda değildir. Aslında bu durumun nedenini anlamak kolay değildir. Kahinler, kurban etleri ile yaşamlarını sürdüren, halkın yardımı ile yaşayan bir grup insandır. Yani onlar için hasta yada sağlıklı sunu sunma konusu pekte fark etmemelidir, çünkü kör bir kuzu ile görebilen bir kuzu arasında bir tat farkı yoktur. Öyleyse halk, kahinlere kurban götürdüklerinde, kahinler ‘bu kurban Tanrı’yı hoşnut etmeyecektir’ diyerek reddedebilirlerdi. Ancak halkın getirdikleri o hasta, kör kurbanları sunmaya devam etmişlerdir. Peki hiç bir çıkarları olmamasına rağmen neden kör kuzuları sunulması için kabul etmişlerdir. Pasaj bize bunu açıklamıyor, ancak şüphesiz ki kör, hastalıklı bir hayvan çok daha ucuz bir hayvandır. Teologlar, bu pasajda kahinlerin bir finansal çıkar için böyle bir uygulama yaptıklarını söyler. Hatta son ayetlerde, bazı hayvanların çalıntı olduğunu yazmaktadır. Halk çaldıkları kurbanlıkları kahine götürür, satamadıkları hasta hayvanı kahine götürür. Halk, bir taraftan ibadetini yapar gibi görünürken öbür taraftan, sahtekarlıkla yaşamaktadırlar. Kahinlerde Tanrı’nın yüceliği yerine kendi zenginliklerine odaklanmış gibi görünmektedir.

1.Samuel 15:22 şöyle yazar…

Samuel şöyle karşılık verdi: 
“RAB kendi sözünü dinlenmesinden hoşlandığı kadar 
Yakmak sunulardan, kurbanlardan hoşlanır mı? 
İşte söz dinlemek kurbandan, 
Sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir.

İsa, Yeni Antlaşma’da kendisini ‘Ya Rab, ya Rab’ diye çağıranların olduğundan, ama söylediklerini yapmayanlardan bahsediyor (Luka 6:46). Sürekli kendisini Rab diye çağıranlardan ama O’nun sözünde yaşamayanlardan bahsediyor. Bu ayetlerde de benzer bir yürek tutumu görmekteyiz. Tanrı halkının, hatta burada özellikle kahinlerinin tapınmaları konusundaki yürek tutumlarından hoşnut olmadığını işaret eder. Kahinler bu günahlarından ötürü suçludurlar. Saygısızca, küçümseyici davranmışlardır, kendi çıkarlarını arar gibi görünmektedirler. Tanrı bu durumdan öylesine hoşnutsuzdur ki, tapınağın kapılarının kapanmasını istemektedir. Tüm o kahinlerin kovulmasını, hatta gerekirse tapınmanın durması arzulamaktadır. Böylesine bir ibadetten hoşnut değildir.

Ne olurdu, sunağımda boşuna ateş yakmayasınız diye aranızda tapınağın kapılarını kapatan biri olsaydı!

Sunakta (bu pasajda Rab’bin sofrası diye bahsedilen konu Yeni Antlaşma’daki Rab’bin sofrası değil, Eski Antlaşma’daki tapınağın sunağında yakılan yiyeceklerdir) ateş aykırı bir ateş vardır. Tapınaktaki bu tapınma uygun değildir. Tanrı bu durumda hoşnut değildir. Bu yanlışı bilen kişilerin tapınağın kapılarını kapatması gerekirken kimse bunu yapmamaktadır.

Söylenme

Kahinlerin yaşamı Tanrı’yı yüceltmek ve tapınmalara aracılık etmekten oluşmasına rağmen, kahinler Tanrı’yı umursamamayı, saygısızca davranmayı, O’nu küçümsemeyi tercih etmişlerdir. Hatta ayetler şöyle söyler.

“ ‘Rab’bin sofrası murdardır, yemeği de küçümsenir’ diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz. Üstelik, ‘Ne yorucu!’ diyerek bana burun kıvırıyorsunuz.”

Sunakta sunulan kurbanın onlar için bir anlamı yoktur. Yaptıkları iş bir angaryadan ibarettir. Yaşamları tek düze bir görev haline gelmiştir. Her yönüyle tavırları, düşünceleri, sözleri Tanrı’yı aşağılamaktadır. Hatta yaptıkları tapınmayı dahi yorucu bulmaktadırlar, Tanrı’ya yapılan bu saygısızlık tabii ki İsrail halkına da kötü bir tanıklıktır.

Son Sözler

Kurbanların bir çok amacı var Eski Antlaşma’da… Günahın kefaretini sağlaması için sunulmaktadırlar, öyle ki bu Tanrı’nın günaha olan öfkesini yatıştırmasına bir işarettir. Kefaret sağlayan kurbanların haricinde, Tanrı’yı hoşnut edecek, şükranı gösterecekte bazı sunular vardır. Böylesine sunuları da (tahıl, küçük havyan sunmak vs. gibi) tapınaktaki kahinlere getirir ve kişisel adanmayı, tapınmayı, şükranı gösterirdiniz. Kurban ile yaşam kişisel ve ailesel olarak da fedakarlığı, özveriyi öğretmek adına önemliydi. Çünkü Tanrı değişmiş yürekler istiyordu. En önemlisi de bu kurbanların, temelde her hangi bir kurtuluş sağlıyor olamamasıydı. Bu kurbanların en önemli görevi, gerçek kurbanı işaret etmesiydi. Onun için bu pasaj, bu olaylardan çok uzun yıllar sonra yaşamış olan bizler için de güzel hatırlatmalar sağlamaktadır.

Yeni Antlaşma’da İsa Mesih, bir kez ve tam olarak yapılması gereken işi, çarmıhta kendisini bir kurban olarak sunarak tamamlamaktadır. Öylesine yüce bir Baş Kahin’dir ki, en harika kurbanı sağlamıştır bizim için, kendi bedenini… Öyle ki şimdi Rab’bin huzuruna yasadan bağımsız bir şekilde çıkabiliriz. Artık tahıl sunularına, kusursuz hayvanlara sürekli yönelmek zorunda değiliz. Ancak bizlerde Eski Antlaşma halkı, kahinleri olarak dikkat etmeliyiz. Yeni Antlaşma’da kralın kahinleri olarak çağırılan bir topluluğuz ve Rab’bimize küçümseme ve saygısızlık etme hatasına düşmemeliyiz.

Peki bunu nasıl yapabiliriz. Şüphesiz O’nun sunakta, yani çarmıhta yaptığı işi bayağı görerek olabilir. Tabii ki hiç birimiz İsa’nın çarmıhını bayağı görmeyiz. Öyleyse bu en temelinde tapınmamızda görülmelidir. Dua yaşamımız, kiliseye olan bağlılığımız, hizmetimiz… Fakat Tanrı’yı küçümseme günahına günlük yaşamlarımızda da düşebiliriz. Hayatımızın en önemli değerini saklayarak bunu yapabiliriz. İsa’ya ihtiyacımız yokmuş gibi yaşamaya başlarız. O’nu duyurmak, O’nun sevinci ile tanıklıkta bulunmaktan kaçarız. İnsanların ne diyeceğini düşünmeye başlar, başkalarının düşüncelerine önem veririz. Bu özverili bir yaşamı işaret etmemektedir ve Tanrı’ya açık açık saygısızlık etmesek de, O’nun hoşnut olacağı bir tavırdan uzak davranmış oluruz.

Öyle ki bizler kendi saygısız ve küçümseyici tavırlarımızı değerlendirmeliyiz, bizler Tanrı’nı önünde yaptığımız hizmetin pak bir yürekten sevinçle gelip gelmediğini düşünmeliyiz. Bu pasajda kahinlerin tüm bu tavırlar Tanrı’yı üzmüş durumda ve öfkelenmesine neden olmuş durumdadır. Öyle ki ‘ben sizden hoşnut değilim, getireceğiniz sunuları da kabul etmeyeceğim’ demektedir. Bazen böyle kişiler Tanrı’nın laneti bu hayattayken tatmaktadırlar. (Kahin Eli’nin soyu, Hananya ve Safira örnekleri gibi)

“Sürüsünden adadığı erkek hayvan yerine Rab’be kusurlu hayvan kurban eden aldatıcıya lanet olsun! Çünkü ben büyük bir kralım” diyor Her Şeye Egemen RAB, “Ve uluslar adımdan korku duyacak.”

Rab yaşayışımızı, düşüncelerimizi, kurbanlarımızı doğru bulmadığı için lanetinden kaçamayacağımızı söylüyor. Bu pasajda da ağır bir cezanın söz konusu olduğundan bahsediyor. Kendisini Tanrı yoluna adamış bu kahinler için ağır bir ceza verilecektir. Çünkü Tanrı yüceliğini halkına, kahinlerine göstermesine rağmen onların yürekleri Rab’de değildir. Bunun için dizlerinin önüne çıkıp Rab’be yalvarmaları gerekecektir. Her ne kadar Tanrı’nın gücünü küçümsemiş olsalar da, Rab yaratılışın tamamına hakimdir.

Doğudan batıya kadar uluslar arasında adım büyük olacak! Her yerde adıma buhur yakılacak, temiz sunular sunulacak. Çünkü uluslar arasında adım büyük olacak!”

Kardeşler bu ayetlerde yazdığı gibi Rab’bimiz büyük bir kraldır. Yaşamlarımızda tüm yüreğimizi, ruhumuzu, aklımızı, gücümüzü istemektedir. Özelliklede O’na verdiğimiz tapınmada. Eğer doğru bir şekilde bu tapınmayı yapmıyorsak, bundan hoşnut değildir. Bunun için yaptığımız işlerin kulağa güzel gelir olmasına, bizi mutlu etmesine, eğlenceli olmasına değil de Tanrı’yı hoşnut edip etmediğine odaklanmamız gerekmektedir…

Ancak Rab’bimiz aynı zamanda büyük bir baş kahindir. Öyle ki zayıflıklarımızda da yanımızdadır, acıların ve sıkıntıların ne olduğunu bilir, kendisi de tecrübe etmiştir. Ve bizler O’nun kutsallığı ve kendi isteği ile yaptığı aracılığı sayesinde artık Baba Tanrı’ya yaklaşabiliriz.

Tanrı Oğlu İsa gökleri aşan büyük baş kâhinimiz olduğu için açıkça benimsediğimiz inanca sımsıkı sarılalım. Çünkü baş kâhinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir. Onun için Tanrı’nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.

İbraniler 4:14-16